Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 33
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

    Post Atatürk'ün Çocukluk Anıları

    https://combeki.com/images/yorumlarinizi.png

     

    KARANLIKTAN KORKMAM
    http://www.combeki.com/forum - Atatürk'ün Çocukluk Anıları

     


    On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver bizim bağa gidip üzüm yiyelim dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için karanlığa kaldık.

    Enver: "İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin" dedi.

    Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı patika yol ağaçlık alan derken karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver gel Mustafa dönelim az kalmıştı ya yarın gündüz geliriz demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük.


    İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI

    Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum annemin sesine uyandım.

    Annem: ” Dayısı şuna bak Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyseki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.

    Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.

    Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.

    NACİYE KAYBOLDU

    Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden birşey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.

    Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık sola baktık Naciye neredesin diye bağırdık Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.

    BAHÇEDEKİ KUYU

    Ben yedi yaşındayken babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntılar içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan daha küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut erik armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilersinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.

    BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ

    Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar uygun adım yürütürdüm.

    Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme:

    " Zübeyde Hanım Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. " demiş.

    YARALI GÜVERCİN

    Bir gün evimizin bahçesinde kanadı kırık yaralı bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeşlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadını sardı iyileşir dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahında kafeste cansız yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaşları içinde güvercini bahçenin bir köşesine gömdüm. Seni hiç unutmayacağım güvercin dedim. Aradan yıllar geçti ama ben o güvercini unutmadım.

    SELANİK ŞAMPİYONU

    Mustafa Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken beden eğitimi dersinde öğretmeni sınıfa koşu yarışması yaptırdı. Okul etrafında iki tur atılacak ve birinci olan okul çapında yapılacak koşuda sınıfını temsil edecekti. İlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarında bitiş çizgisine doğru güçlü adımlarla koşarken biraz ilerde uçamayan bir yavru kuşun peşinden koşan siyah kocaman bir kediyi fark etti.

    Mustafa yön değiştirip hızla koşarak yavru kuşu kedinin pençesinden kurtardı. Yavru kuşu severek ve yürüyerek yarışı en sonda tamamlamasına karşın olayı öğrenen öğretmeninden yavru kuşu kurtardığı için aferin alan Mustafa yarışı birinci bitiren arkadaşının: “ Hayır ben birinci değilim. Yarışın birincisi Mustafa’dır. O benden daha hızlı sınıfımızı benden daha iyi temsil eder “ demesi üzerine öğretmeni tarafından birinci gelmiş sayıldı. On beş gün sonra yapılan koşuda okul şampiyonu olan Mustafa derslerindeki başarıyı koşuda da gösterecek ve Selanik Şampiyonu olarak bir kupa alacaktı.

    ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞIM HALİT

    Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade'nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi'ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na geçiş yaptım. ( O zamanın ilkokulu ) Halit ise Mahalle Mektebi'ne devam etti.

    Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim.

    Bunun üzerine Halit sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için kendilerinin efendi benim ise köle olduğumu söylüyorlar dedi.

    Hangi arkadaşların Halit sınıf arkadaşların mı? diye sordum.

    Evet sınıf arkadaşlarım dedi.

    Bak Halit dedim yarın bizim öğretmen izinli okula gitmeyeceğim. Sınıfınıza gelir arkadaşlarınla konuşurum. Olur mu?

    Halit olur dedi.

    Ertesi gün Mahalle Mektebi'ne gittiğimde Halit'in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit'i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için geri gelmiş.

    Halit'e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim.

    Halit bir daha Mahalle Mektebi'ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi'nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi köle yok.

    Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun düşünceli Halit gitti neşeli hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi'ne giderken sınıfın en tembeli Halit Şemsi Efendi Okulu'nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı.



Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Sosyal Bağlantılar

Sosyal Bağlantılar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

 

 

 

 

  • Link 01 | Link 02 | Link 03 | Link 04 | Non Stop Konya |
  •